AHMET KARATAŞ / Refleks
İstiklal Harbi kazanılmış, Cumhuriyet henüz ilan edilmemişti.
Büyük Millet Meclisi Başkanı Gazi Mustafa Kemal, ülke ekonomisini büyüteceğine inandığı verimli topraklardaydı…
Tarımsal potansiyeli yerinde görmek ve yapılan reformların halktaki yansımalarını anlamak istiyordu…
15 Mart 1923 Perşembe sabahıydı…
Gün, hızlı başlamış ancak dingin sona ermek üzereydi.
Adana Belediye Reisi Ali Münif Bey, Gazi onuruna bir yemek veriyordu.
Rüzgâr, Sultani Mektebi’nin bahçesindeki ağaçlardan güzel bir kokuyu getirip adeta yemek masasına boca ediyordu.
Henüz evliliklerinin 40’ı yeni dolmuş Mustafa ve Latife çifti, masanın en başındaydı. Esintiyle gelen portakal çiçeği kokularını içine çekmişlerdi ki Ali Münif Bey ayağa kalktı.
Fransız işgalinde Ermenilerin taşkınlıkları ve katliamları ile geçen üç yıllık zulmü, geçen yıl sağlanan kurtuluşu hatırlattı.
Ardından, “Aldığımız, Belediye Meclisi Kararını okumak istiyorum” diyerek izin istedi.
“Tarih, size millet kurtarıcısı, devlet kurucusu ve halâskâr gibi sıfatlar verecektir. Lakin biz size en lâyık olan sıfatı şöyle arz edebiliriz. İnsanlığı tufandan kurtaran Nuh, Türklüğü kan ve ateş tufanından kurtaran siz oldunuz. Biz Adanalılar size olan sevgimize mukabil olabilecek bir armağanı çok aradık; ancak bulamadık. Sizi hepimizin yüreğinden gelen bir hissiyatla hemşehrimiz ilan ediyoruz. Kabulünüz şehrimizin onuru, Adanalıların gururu olacaktır.
Arz ederim” dedi.
Ali Münif Bey, okuduğu beratı yemeğe katılanların alkışları eşliğinde Gazi’ye teslim etti.
Mustafa Kemal, resmen Adanalıların hemşehrisi, Latife Hanım da gelini olmuştu.
Yemek sona erdi.
Genç çiftlere Seyhan ırmağının yanındaki Suphi Paşa’nın konağı tahsis edildi.
Fenerlerle aydınlanan konak, ışıl ışıldı.
Gün, genç çiftlerin konaktan çıkışıyla başlamıştı.
Gazi, kadın erkek eşitliğini gözlere sokarcasına Kolordu Komutanlığı’na Latife hanımla birlikte gitti. Orduevinin bahçesinde oturdular. Kumandanlarla fotoğraf çektirdiler.
Cuma namazı yaklaşıyordu. Kumandanlarla birlikte Ulu Cami’ye geçtiler.
Cami tıka basa doluydu. Çıkışta herkes Gazi’yi görmek istiyordu.
Çok kalamadılar. Sırada Müdafaayı Hukuk Cemiyeti, hastane ve Sanayi Mektebi ziyaretleri vardı. Sonrasında da Öğretmenler Derneği’nin ‘İzci’ etkinliği derken Gazi ve Latife, Kız Öğretmen Okuluna geçti.
Okul Müdiresi Remziye hanımın konuşması duygu yüklüydü:
Sözlerini, “İstiklal için mermi taşıyan Türk kadını, bu kez müreffeh bir istikbal için gösterdiğiniz hedefe koşacak” diye bitirdi.
Sırada Türk Ocağı ziyareti vardı. Önce, ‘Esnaf Cemiyeti’ çay ikram etti.
Bir süre sonra sahne, çiftçilerindi.
Çiftçiler, kurtarıcılarıyla aynı sofrada oturacaktı. Gazi, öyle istemişti.
Yemekte, Kadıköylü Ramazan Ağa’nın sempatik konuşmaları lezzet üzerine lezzet ekliyordu.
Yumruklarıyla gözlerini ovalayıp, “Gözlerime inanamıyorum. Güneşin alnında, çamurun tozun içinde çalışıp çabalıyoruz. Jandarması sopalayan, defterdarı soyan devlet gitti; en başındaki gelmiş bugün bizimle aynı sofrada oturuyor” dedi.
Herkes gülüştü.
Bu arada Suphi Paşa, Gazi’ye verecekleri armağanı son bir kez daha kontrol etti.
Gazi’nin Adana’ya gelme haberini almadan iki ay önce hazırlıklara başlamışlardı.
Altın bir saban yapma fikri ortaya atıldı. Lakin işgalden henüz çıkmış Adana’da, maket de olsa bir saban yapacak kadar altın yoktu.
Rus asıllı sanayici Gilado’nun kapısı çalındı. 300 Rus altını temin edildi.
Coşkun ve Kadri adlı iki genç sanatkâr bu altınları eritti. 35 santim uzunluğunda bir saban yaptılar.
Yaptıkları eser, gerçek bir sabanın tıpkısıydı.
Ceviz ağacından bir kaideye oturtulmuştu. Kaidenin etrafı gümüşten oyulmuş Türk motifleriyle süslenmişti. Kaidenin bir yüzünde, “Halk devriminin milli tarihini yazacak kalemler, sabanlardır” diğer yüzünde ise “Öz hemşehrimiz Gazi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine Adanalıların şükran armağanıdır” yazıyordu. Bu cümleler de tıpkı maket sabanın kendisi gibi altın harflerle yazılmıştı.
Gazi, tarımı geliştirmenin memleket için ne kadar önemli ve çiftçinin neden ‘milletin efendisi’ olduğunu anlattı.
Sözler bittiğinde Suphi Paşa, ‘Altın Saban’ı Gazi’ye takdim etti.
Armağan gerçekten bir şaheserdi.
Gazi de çok beğenmişti. “Çalıştığım yerde hep gözümün önünde olacak. Çabayı, azmi, alın terini ve müreffeh vatana gidişin yolunu hatırlatacak” dedi.
Bugün, Adanalı çiftçilerin Atatürk’e armağan ettiği ‘Altın Saban’dan ses seda yok.
Nerede, kimde olduğu, başına ne geldiği bilinmiyor.
Sadi Borak, Milliyet gazetesinin 15 Kasım 1983 tarihli nüshasında ‘Atatürk’e Verilen Armağanlar’ adlı dizi yazısında da hatırlatmıştı:
“Altın Saban’a, Anıtkabir Müzesi’nde ve Cumhurbaşkanlığı kayıtlarında rastlanmıyor!”
Bugün biz de soruyoruz, Adanalıların Fahri Hemşehrisi Mustafa Kemal Atatürk’e armağan edilen Altın Saban nerede?
ALTIN SABAN, SABANCILARA SOY İSİM OLMŞTU
Sabancı Holding’in kurucusu Hacı Ömer, Gazi’nin 16 Mart 1923 Adana ziyaretinde 17 yaşında bir delikanlıydı. Burduroğlu Fabrikasında çalışıyordu. Gazi’nin çiftçilere yaptığı konuşma ve armağan edilen ‘Altın Saban’ dilden dile dolaşıyordu. 325 altından imal edilen saban Hacı Ömer’in kafasına kazınmıştı. 1934’te Soyadı Kanunu çıkınca ‘Yazgan’ soyadını alan Kayserili hemşehrisi Nuh Naci bey, “Yeğenim ne yaptın soy isim işini?” dedi. “Sabancı olur mu Naci Ağa?” dedi. Nuh Naci, “Güzel soy isim be yeğenim” dedi. Türkiye’nin özel sektörüne lokomotif olacak bir holding kurucusunun soy adı böylece Sabancı olmuştu.
YORUMLAR